5 Temmuz 2012 Perşembe


Ali'nin Şişeleri

Bir film çekmek

Sinemaya merakı olanlar ya da gerçek sinema tutkunkarı çoğunlukla seyrettikleri filme filen dahil olurlar. "Ben olsaydım şu sahneyi böyle çekerdim ", "O ışık olmamış ben şuradan verirdim ışığı" veya "Oyuncu büyük oynamış, keşke biraz daha rolünün gereğini yapsaydı" gibi serzenişleri hepimiz duymuşuzdur ya da yaşamışışızdır. Ama  kameranın arkasına geçme  fırsatı verildiğinde, yani o koltuğa oturulduğunda o kadar rahat söylemeler veya eylemler geliştirebiliyor muyuz o önemli. Benimki de o hesap biraz. Son zamanlarda acaba eleştirmek yerine acemice adılarla da olsa bu işin bir yerinden başlayabilir miyim ? Kafamdaki hikayeleri anlatabilir miyim ? diye düşünüp duruyordum. Derken yukarıda afişini gördüğünüz filmimizin senaryosu geldi elime. Olur mu? çekilebilir mi? derken kendimizi projenin içinde çalışırıken bulduk. Önce ekip oluşturuldu, sonra oyuncular seçildi ve mayıs ayının başında nihayet "Oyun" dedik.

Bir fotoğrafçı olarak yaklaşık 20 yıllık bir geçmişin ardından farklı bir alanda kamera arkasına geçmek heyecan vericiydi. Herşeyden önemlisi "fotoğraf" gibi bireysel sanat etkinliğinden sonra "sinema" gibi kollektif bir sanat dalında çok sayıda insanın  bir araya gelmesi ve bunların yönetilmesi benim için de iyi bir deneyim oldu. Farklı enstrumanlardan oluşan bir orkestradan güzel bir ses almak gibydi.  Çok çalıştık, çok yorulduk. Haddimizi bildik, sade ve içten olmaya çalıştık. Sevgiyi, bir babayı, bir çocuğu ve bir anneyi kendi yalnızlıkları içinde anlattık.

Gerek teknik ekip, gerekse oyuncular ellerinden geleni yaptılar.15-16 saate varan çekimlerin ardından 1 haftada filmimizin çekimlerini bitirdik.Geriye işin mutfak kısmı kalmıştı.Bir yandan biz hummalı bir şekilde kurgu için sabahlarken bir yandan da müzisyen arkadaşımız beste için çalışıyordu. Bütün işlerin eşzamanlı bitmesi için art drektörümüz de afiş ve dvd tasırımıyla uğraşıyordu. Hakikaten büyük özverilerin ve emeklerin sonucunda 20 gün gibi bir zamanda kurgumuzu ve diğer işleri bitirdik ve filmimizi festivallere göndermeye başladık.Şunu öğrendim ki bir film sadece sette bitmiyor, daha büyük bir emeğe işin mutfağında ihtiyaç duyuluyor.Sahnelere karar vermek, zamanlamayı tutturmak, konu bütünlüğünu bozmadan farklı bir kurgu yapmak. Tüm bunlar hem çok keyifliydi hem de çok yorucu. Rus yönetmenin dediği gibi "Balık deniz gibi, film hayat gibi kokmalı" Bu düşünceyle defalarca yaptık bir o kadar da bozduk yaptığımız kurguyu. Bizce en etkileyicisini en anlamlısını ve hayata en çok benzeyenini yapana kadar sürdü bu uğraş.

Şimdi sıra fragmanda. O hazır olana kadar sizlerle afişimizi paylaşmak istedim. Umarım festivalleri takip etme ve filmimizi izleme imkanı bulursunuz.

İyi hafta sonları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder